Reklam

Tüketici Boykotları Nereye Kadar

Tüketici bilincinin en üst seviyesi, kendi ülkesinde üretilen bir ürünü satın almaktır. Türkiye’de halen bir cep telefonu üretimimiz yeterli seviyede değil, bilgisayar üretimimiz yeterli değil, otomotiv fabrikalarımız olsa da ithalat halen vergilere rağmen sürüyor. Birçok fabrikamız, yıllar içinde yabancı firmalara satıldı. Yüzde yüz Türk Malı diyebileceğimiz gerçekten kaç ürün kaldı.

Tüketici Boykotları Nereye Kadar
03 Kasım 2020 - 14:06 - Güncelleme: 24 Kasım 2020 - 17:53

Yazan: Sinan Vargı
TÜDEF, Genel Başkan Vekili
Gıda ve Sağlık Komisyonu Başkanı

Eğer nedenleri iyi açıklandığında ve iyi organize edildiğinde çok etkili sonuçlar alacağımız bir eylemdir. İşçi eylemi, esnaf eylemi, tüketici eylemi ve nihayet siyasi bir eylem olarak tüketici boykotları, tüketiciden bir mal veya hizmeti satın almamasını isteyerek firmayı veya eylem siyasi ise o ülkenin dış satımını etkilemeyi amaçlar.

Yaklaşık 40 yıldır tüketicinin korunması konusunda çalıştığım için birçok tüketici boykotu gördüm. Üzülerek söylemek gerekirse bir, iki tanesi dışında öyle etkili olanını da görmedim.  Bence en başarılı boykot bakkallar tarafından kolalı meşrubatlara karşı yapılan bir eylemdi. Bakkallar kendilerine süpermarketlerden daha pahalıya kolalı meşrubat verildiğini protesto etmek için tüketicileri boykota çağırdılar. Yabancı mal fazla şekerli, gibi sözlerle tüketici kolalı meşrubat almadı. Sonra bakkallar ile meşrubat satıcıları bir şekilde anlaştılar. Kola yanında bedava yarım litrelik su verildiği iddiaları ortaya atıldı. Kola boykotu da böylece sona erdi. Yine bir başka eylemde Petrol-İş Sendikası tarafından sendikasızlaştırma eylemine karşı yabancı petrol şirketlerinden satın almama boykotu olarak etkili oldu.

Öncelikle tüketici boykotlarının işçi ve çalışanlar açısından önemine değinelim;

İşçilerin hak ve özgürlüklerini korumada ve geliştirmede kullandıkları üç temel araç vardır: Grev, eylem, direniş, miting, yürüyüş, vb, Siyasal güç, Tüketici olarak güç. Türkiye’de günümüzde gelir getirici bir işte çalışanların yüzde 70’i işçi ve memurdur. Ayrıca 6-7 milyon işsiz var. İşçi ve memur emeklileri de dikkate alındığında, hayatını bir başkasına ait işyerinde çalışarak kazanan (işçi ve memur), kazanmaya çalışan (işsiz) ve geçmişte kazanmış (işçi ve memur emeklisi) olanların toplum içindeki payı yüzde 80’i buluyor. Diğer bir deyişle, birçok ürünün tüketicisi, birçok hizmetten asıl yararlanan bu kitle. Diğer bir deyişle, işçilerin elindeki en önemli mücadele araçlarından biri, tüketici olarak güçleridir.

Diyelim bir şirket, en temel haklarını kullanmak isteyen işçilerin haklarını gasp etti. Eğer bu şirket, halkın doğrudan tükettiği bir ürünü üretiyorsa, o ürün boykot edildiğinde, şirket ürettiklerini satamaz ve en azından kendi işçilerine yaşattığı sıkıntı kadar bir sıkıntı yaşar. Bu uygulama belki bir arabada veya buzdolabında etkili olmaz ancak bir içecekte, bir gıda ürününde, bir gömlekte birçok alternatif vardır. Türkiye’nin yüzde 80’ini oluşturan böylesine büyük bir kitle, işçi düşmanlığı yapanı cezalandırmaya karar verirse, işçi düşmanlarını yasal yollardan perişan edebilir. 



Somut bir örnekten gidelim. Diyelim bir mağaza zinciri, işçilerini işten çıkardı veya işçilerinin bazı haklarını ödemiyor. Eğer Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 80’ini oluşturan işçiler ve memurlar, işsizler ve işçi ve memur emeklileri o mağaza zincirinden alışveriş yapmazsa, işletmeyi çok zor durumda bırakabilir. Veya binlerce kişi bu mağazaya gidip alışveriş arabalarını doldurup kasanın önüne geldiğinde işverenin işçi düşmanı tavrını gerekçe göstererek ürünleri satın almaktan vazgeçerse, işyeri büyük sıkıntı yaşar. Ya da bir sakız alıp 50 TL verse, kasayı yine kitler.

Bir cafe, pastane veya lokanta, çalıştırdığı işçileri mağdur ettiğinde, o işyeri işçiler, memurlar, işsizler ve emekliler tarafından boykot edilirse, işletmenin yaşaması mümkün olmaz. Diyelim bir banka, sendikal haklarını kullanan veya daha da basitinden temel haklarını talep eden işçilere baskı yaptı. Bu işçilerle dayanışmak isteyen binlerce kişi, bu bankanın şubelerinde az bir parayla vadesiz mevduat hesabı açtırsa ve üç beş gün sonra gelip, bankaya güvenmediğini söyleyip bu hesabı kapatsa, bankayı felç edebilir.

Tüm bu boykotların etkili olabilmesi için kuşkusuz çalışanlar arasında bir birlik olması birlikten öteye boykotu sürdürecek bir kararlılık olması gerekiyor. İşte bu eksik olduğunda firmalar, genellikle boykotu kırmak için indirimlere giderek, mallarını satmaya çalışıyorlar. Bir keresinde bir ayakkabı fabrikası hak isteyen işçileri işten çıkarmıştı. İşçiler de fabrika önünde direnişe geçmişti. İşçileri örgütlemeye çalışan sendika da bu şirketin ayakkabılarının satın alınmaması için bir kampanya başlattı. Şirket de, satış mağazalarında bir karşı kampanya başlatarak, ürünlerinin fiyatlarında epeyce bir indirim yaptı. Başka işyerlerinde çalışan birçok işçi, bu ünlü marka ayakkabıdan satın alabilmek için satış mağazalarına koştu ve böylece direnişteki işçilere büyük zarar verdi. Süt ürünleri üretip pazarlayan bir şirketin işçi haklarını gasp etmesine karşı başlatılan bir tüketici boykotunda da şirket ürünlerinin fiyatının düşürülmesinden yararlanmak isteyen çok işçi ve memur oldu.

Tüketici Boykotlarını destekleyen yazılı ve görsel basının da boykotun sürdürülmesinde etkisi büyüktür. Boykot edilen firma, boykotu destekleyen yazılı ve görsel basınla olan reklam anlaşmalarını iptal edip, boykotu desteklemeyen basın kuruluşlarına reklam verdiğinde ne yazık ki basının bu desteği birkaç örnek dışında giderek azalmaktadır.



Tüketici boykotlarında ise tüketici hedef olan firmanın pazarlama politikalarına açık bir şekilde karşı çıkmaktadır. Boykot eden tarafın amacı, hedefin pazarlama politikalarını değiştirmektir. Bu amaca ulaşmak için de pazarlama karmasını parçalamayı amaçlayan boykot yöntemi seçilmektedir.  Eğer konu yalnızca fiyat artışları kalite gibi kavramlar değil de etik sorunlar var ise tüketici boykotuna konu olan işletmeler/ülkeler, bir yandan etik olmayan davranışlara neden olan finansal güdülere sahipken, diğer yandan kuşku duyulan davranışları aleni olduğunda, boykot nedeniyle satışlarındaki düşüşten kaynaklanan değişken maliyetlere ve ürünün imajını kötü yönde etkileyebilecek skandallara maruz kalırlar. Tüketiciler boykota katılıp katılmama konusunda tereddüt yaşarken, işletmeler mali endişeler ile tüketicilerin etik talepleri ve bunların finansal etkileri arasında gidip gelirler.

Bugün sosyal projelere destek veren firmaların birçoğuna baktığımızda geçmişte tüketici boykotları ile karşılaşmış ya da şu ya da bu şekilde tüketici sağlığı için zararlı olduğu halen tartışılan firmalar olduğu görülmektedir. Aşırı şeker-nişasta bazlı şeker, trans yağ, tuz gibi azaltılması gereken katkıların yerine gençlere yönelik sosyal programlar yapılarak topluma şirin görünmeye gayret ederler. Ülkemiz açısından ele alındığında, gerek yerel işletmelere karşı, gerek ise uluslararası işletmelere veya marka/ürünlerine karşı sergilenen tüketici boykotlarının, işletmelerin faaliyetlerini etkileyecek ölçekte etkin olamadığı, çoğu kez istenilen veya amaçlanan sonucu sağlamada yetersiz kaldığı belirtilebilir. Ancak hem tüketicilerin giderek bilinçlenmesi, hem de örgütlenme yönündeki gelişmeler, tüketicilerin birlikte hareket etme güçlerini kullanarak, işletmeleri strateji, politika ve uygulamalarında davranış değişikliğine giderek zorlayacaktır.

Tüketici Hakları Derneği Genel Başkanı Turhan Çakar ise 2002 yılında GSM şirketlerine çağrıda bulunarak, tüketicilerin sabit ücretlerin kaldırılması için açtığı davalarda tüketicilerden dava ve avukatlık parası alınmamasını istedi. Çakar, tüketicilerden bu paranın alınması durumunda tüketicilerin sabit ücret almayan şirketlere yönlendirilerek, Türkiye’de ilk tüketici boykotunun başlatılacağını söyledi. Tüketici Hakları Derneği 2012 yılında bankaların tüketicilerden alınan haksız ücretler konusunda 18 Mart günü tüketicileri bankalara gitmemeye çağırdı. Boykot etkili oldu.



Türkiye’de tüketici boykotlarının en başarılı örneklerinin tüketicilerin örgütlü olduğu tüketici dernekleri tarafından yapılanlar olduğu söylenebilir.

Bizdeki boykotların kısa süreli olması, saman alevi gibi yanıp sönmesi, birkaç gösteri ve basın açıklamasının dışına çıkamaması gibi çok sık görülen olayların başında artık gerekli gereksiz her aklına gelen kişinin ve örgütün boykot çağrısı yapmasıdır. Et boykotu süt boykotu derken boykot çağrılarının nedenlerini gerekçelerini iyi ortaya koymadan iyi bir bilimsel olay analizi yapmadan yapılan boykot çağrılarının tüketicinin tek silahı olan boykot olayını da sulandırdığını görüyor ve üzülüyoruz.

Tüketici boykotlarının çevre, hayvan hakları gibi global ölçekte uygulananlarının daha başarılı olduğu görülmektedir. Bir petrol şirketinin Güney Afrika’daki ırk ayrımcılığı politikalarını, bir başkasının ise Kutuplardaki kirlenme nedeni ile aylarca boykot edildiği hatırlanabilir. Ayrıca bebek maması üreten bir firmanın da geri kalmış Afrika ülkelerindeki pazarlama politikaları yıllarca protesto edilmiştir.

Gelelim Siyasi Boykotlara

Bir ülke halkı veya tüketici dernekleri gibi sivil toplum kuruluşları uğradığı haksızlık karşısında haksızlık yapan ülkenin mallarını boykot edebilir. O malları satın almayacağını açıklayabilir.

Irak işgalini protesto etmek için 2003 yılında Tüketiciyi Koruma Derneği (TükoDer), bazı sivil toplum örgütlerinin katılımıyla, Irak’a askeri müdahalede bulunan ABD ve İngiliz ürünlerine karşı boykot kampanyası başlattı. TükoDer Genel Başkanı Mehmet Sevim, Kadıköy’de yaptığı basın açıklamasında şunları söylüyordu. “Savaşın, tüketicilerin uzun uğraşlar sonucu sağladığı ekonomik ve demokratik kazanımları yok ettiğini savundu. Tüketicileri “savaşı televizyonlardan izler gibi seyretmek yerine tüketimden gelen güçlerini kullanmaya” çağıran Sevim, “Tüketimden gelen gücümüzü kullanarak Amerikan ve İngiliz mallarını boykot etmek, ‘savaşa hayır’ demenin en etkili yolu olacaktır” dedi.     Kampanyanın Türkiye genelindeki 49 şubelerinde çeşitli etkinliklerle yaygınlaştırılacağını ve savaş bitene kadar süreceğini ifade eden Sevim, “ABD’nin sembol ürünleri olan kola ve hamburgerden başlayarak, tüketimden gelen gücümüzü savaşa karşı kullanalım”

Bizim ülkemizde de yıllardır İsrail, Almanya, İngiltere, Fransa gibi ülkelerin mallarına karşı boykotlar uygulandı.

Geçmişte yabancı ülkelerde Türk Mallarına karşı çeşitli nedenlerden ötürü boykot uyguladılar. Bu karşılıklı boykotlar, Türk mallarının dış satımını düşürdü. Örneğin Yunanistan ve halen Suudi Arabistan Türk Mallarına karşı yoğun bir boykot uygulamaya devam ediyor. Suudi Arabistan’da Othaim Markets, Danube Supermarkets, Tamimi Markets ve Panda Retail Company, mevcut stoklar satıldıktan sonra Türk mallarını stokta bulundurmayı durduracaklarını duyurdu. Suudi Arabistan hükümetinin medya ofisi, yetkililerin Türk mallarına herhangi bir kısıtlama getirmediğini söyledi. Ancak, Türk mallarının ithalatına yönelik gayri resmi bir boykot sırasında, geçen hafta başkent Riyad’daki bazı perakende mağazalarında müşterilerin Türk mallarını satın almamaları yönünde uyarılar görüldü.

Bu tür boykotlar artık siyasi krizlerin sonucunda satın almama boykotu şeklinde görülüyor. Ancak birkaç yılda beri tüketici boykotları ekonomik ve siyası krizlerin de dışında din ayrımcılığı nedeni ile de uygulanmaya başlandı. Danimarka dergisinin Peygamberimize yönelik olarak yayınladığı bir karikatür sonrasında Fransız dergisi C.Hebdo’nun benzer tutumunu sürdürmesi artık dini ayrımcılığın ayyuka çıktığının bir göstergesi. 

Peygamberimiz Hazreti Muhammed’e karşı takınılan bu tutum nedeni ile Fransız mallarını satın almama kararı, birçok İslam ülkesinde uygulanıyor.



Ancak bu boykotların bir de istihdam yönü var.

Bugün dünya ekonomisinin global olmasından söz ediyoruz. Artık her yabancı firma kendi ürününü kendi ülkesinde değil de bir başka gelişmekte olan ülkede üretiyor. Böyle bir boykot durumunda zarar gören firma kadar o ürünü o gelişmekte olan ülkede üreten işçiler oluyor. Bugün birçok spor malzemesi, birçok cep telefonu bataryası veya birçok yedek parça Uzakdoğu da herhangi bir sendikal haktan yoksun günde en az 10 saat çalışan işçiler tarafından üretiliyor. Bir bilinen markanın boykot edilmesi, halka halka yayılarak ne olduğunu bile bilmeyen uzakdoğulu bir işçinin işsiz kalmasına neden olabiliyor.

Bir başka ülkenin malını boykot ettiğimizde, o ülkenin bizim ülkemizdeki ortak yatırımları ile kurduğu fabrikalarında çalışan işçilerin işsiz kalabileceğini de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Almanya’nın malını boykot ettiğimizde, Almanya’da da Türk malları alınmasın şeklindeki bir boykota dayanmak sanayicimiz açısından kolay mı? Ya da boykot ettiğimiz ülkelerin bizim ülkemizdeki yarı ortak fabrikaları işçileri çalışanları üretim düştü diye sokağa attığında ne yapacağız?

Sokaklarda dolar yakmak, kolalı meşrubatları alıp lağıma dökmek tüketici boykotu değil. Bunlar günlük telaşeler.  Haber kanallarına malzeme.  Adı olup kendi olmayan tüketici boykotları.  Eğer bir ülke siyasi ve ekonomik olarak güçlü hale gelip, diğer ülke mallarına ihtiyaç duymadan kendi tüketim mallarını üretebiliyorsa tüketici boykotlarına giderek daha az başvuracaktır. Bu tür Tüketici boykotları iyi uygulanmadığında siyasi-ekonomik- sonuçları iyi düşünülmediğinde döner dolaşır bir şekilde uygulayana da zarar verir.

Tüketici bilincinin en üst seviyesi, kendi ülkesinde üretilen bir ürünü satın almaktır. Türkiye’de halen bir cep telefonu üretimimiz yeterli seviyede değil, bilgisayar üretimimiz yeterli değil, otomotiv fabrikalarımız olsa da ithalat halen vergilere rağmen sürüyor. Birçok fabrikamız, yıllar içinde yabancı firmalara satıldı. Yüzde yüz Türk Malı diyebileceğimiz gerçekten kaç ürün kaldı.

Şu ülkenin malına boykot dediğimizde, mal listeleri açıklandığında “aaa o da mı satılmış” demekten kendimizi alamıyoruz. 

Tüketici boykotlarına sık sık başvurmak, şu ülkenin malını boykot edelim demek kısa sürede bir moral sağlasa da, uzun süreli etkileri bizim gibi ülkeler için ekonomik anlamda sıkıntılar getirir. Şu anda Suudi Arabistan’da olduğu gibi, bizim çelik tencerelerin üzerine bant çekmişler Türk Malı satın almayın yazmışlar. Tüketim ürünlerinin Türkiye’den alınmasında bir sıkıntı yok ama üzerlerinde satın almayın yazıyor ve uzun süreli bir boykota dönüşecek gibi duruyor. Bir müddet sonra da bizden ürün almamaya başlayacaklar.

O yüzden dinimize yapılan saldırılar dışında, her siyasi krizde böyle tüketici boykotları yaptığımızda onun karşılığı bize işsizlik olarak geri dönebilir. Otomotiv fabrikaları v.b gibi büyük sanayilerimizin yabancı ortakları biz gidiyoruz dediğinde yan sanayiler de çalışanlar ile birlikte binlerce işçi işsiz kalsa ne yapacağız.

O yüzden tüketici boykotlarının iki ucu da keskin bir kılıç olduğu unutulmamalıdır.

Güçlü ülke tarımı ile sanayisi ile de güçlü bir ülkedir.


FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum