Reklam

40 Yıl Sonra 12 Eylül'e Bakış; 12 Eylül 1980 Darbesi Devletin Ayıplı Hizmetidir

Aziz Koçal Yazdı / 40 Yıl Sonra 12 Eylül'e Bakış; 12 Eylül 1980 Darbesi Devletin Ayıplı Hizmetidir

40 Yıl Sonra 12 Eylül'e Bakış; 12 Eylül 1980 Darbesi Devletin Ayıplı Hizmetidir
12 Eylül 2020 - 14:07 - Güncelleme: 24 Kasım 2020 - 18:34

Devlet vatandaşına karşı görev ve sorumluluklarını darbe sürecinde Anayasayı askıya alarak, yerine getirmemiş, tam tersi uygulamalar içerisine girerek, kimilerinin yaşamına son vermiş, kimilerinin sakatlanmasına neden olmuş, kimilerinin ise özgürlüklerini yok ederek orantısız güç kullanmıştır.

Hafızalarımızı yoklayarak;

12 Eylülde neler oldu, kısaca bakmakta fayda var.

12 Eylül 1980 Tarihinden itibaren aradan geçen yıllar bu dönemin tahribatlarını örtmeye yetmemiştir. 3 milyonu aşkın kişi gözaltına alınmış, sorgulanmış, işkence görmüş, 650 bin kişi tutuklanmış, değişik sürelerle cezaevlerinde tutsak edilmiş, 70 yakın idam cezası infaz edilmiş ve yüzlerce kişi işkencelerde, operasyonlarda katledilmiştir. Kitlesel tutuklamalar birbirini izlemiş, askeri yönetimin onaylamadığı her türlü politik ilişki ve düşünce, en acımasızca ezilmeye çalışılmıştır. Kitlelerin politikadan uzaklaştırılması yönüne gidilmiş, her çeşit örgütlülük “Düzene yönelik bir saldırı” olarak tanımlanmıştır.

Üniversiteler, YÖK düzenine sokularak adeta liseleştirilmiştir. Orta öğrenimden başlayarak Üniversiteleri de kapsamına alan çağdaş eğitim ve bilimden uzak yeni bir eğitim sistemiyle apolitik sorgulamayan, bir gençlik yaratılma yönüne gidilmiştir. Ancak apolitik bir gençlik yaratma amacı, herhangi bir dönem ile kıyaslanmayacak ölçüde ortaya çıkmış ve yeni uygulamalarla bugün bile sonuçlarına tüm toplumun katlanmak durumunda olduğu bir duruma gelinmiştir.

12 Eylül askeri yönetimiyle gerçekleştirilmek istenen temel hedef; kendi iktidarına yönelik devrimci hareketin gelişimine yardımcı olabilecek her türden ekonomik, sosyal, politik ve kültürel ilişkileri tasfiye ederek, etkisizleştirip yok edilmekti.  Bu çerçevede, bir yandan devrimci örgütlere ve devrimci kitleye yönelik kanlı bir terör uygulaması sürdürülürken, diğer yandan devrimci hareketin gelişiminde ve yayılmasında etken olan tüm ilişki ve kurumlara saldırılar düzenlenmiştir.

Ülke tarihinin en geniş terör uygulamasının gerçekleştiği 12 Eylül döneminin izlerinin günümüzde bile silinememiş olması, hatta yarattığı toplumsal, siyasal, ekonomik tahribatların etkisinin bile azaltılamamış olması en açık olgu durumundadır. Ilımlı islam politikasının Türkiye’nin önüne konularak, Millet yerine ümmet olmaya yönelik çalışmaların baş aktörü olan FETÖ terör örgütünün temel taşları döşenmeye başlanmış ve Ülkemiz bir darbe girişimi ile karşı karşıya bırakılmıştır.

İşte, aradan geçen 40 yıla rağmen, toplumun bir türlü üzerinden atamadığı tüm ilişki ve çelişkiler, 12 Eylül döneminin uygulamalarının bütünsel sonuçları olarak ortaya çıkmakta olduğunu görüyoruz. Askeri ya da sivil darbeler ya da darbe girişimleri Türkiye'nin bir kaderi gibi halkın önüne konularak adeta “kırk satır mı kırk katır mı” seçeneğine zorlanmaktayız.

Dolayısı ile 12 Eylül 1980 tarihini iyi tahlil etmek, bu günlerinde çözümünü beraberinde getirmektedir. Tam bağımsız ve demokratik bir Türkiye'nin inşası, bir yandan emekten yana güçlerin ve Türkiye'nin kendi iç dinamiklerinin geliştireceği politikalar ve çözümler ile gerçekleşebilir. Diğer yandan her türlü baskı, yıldırma, antidemokratik uygulamalar ve hukuksuzluğa karşı mücadelede güçlü bir emek cephesi oluşturmaktan geçer.

Darbeler hangi amaçla ve kimler tarafından yapılırsa yapılsın bir insanlık suçudur.

Demokrasiyi kesintiye uğratan, insan hak ve özgürlüklerini kısıtlayan ve ortadan kaldıran, halkı baskı ve şiddete maruz bırakan, hukuk dışı uygulamalara yeltenen, hukuku ihlal eden, parlamenter sistemi askıya alan, evrensel insan haklarına aykırı olan, demokrasi dışı her tür askeri ve sivil darbenin karşısında olmak, ayrıca darbe girişimleri gerekçe gösterilerek oluşan ve oluşabilecek faşizan baskılar , bu yolla demokratik yaşamın sekteye uğratılmasına, insan hak ve özgürlüklerini kısıtlayacak uygulamalara da karşı olmak, insani, vicdani, ahlaki ve hukuki bir görevdir.

Hukukun egemen olduğu, başta ifade özgürlüğü olmak üzere temel hak ve özgürlüklerin eksiksiz uygulandığı, tam demokratik bir ülkede, barış içinde ve bir arada yaşamak istiyoruz. O nedenle askeri/sivil her tür darbeye karşı durarak; demokrasiye sahip çıkmalıyız.

Üstünden 40yıl geçmiş olmasına rağmen ülkenin ruhunda ve vicdanında açtığı yaralar kapanmamıştır. Üzerimize bol gelen demokrasi gömleğinin budanmasının yıldönümünde, Devletin evrensel insan haklarına saygılı, demokratik, laik, sosyal hukuk devleti ilkelerimize bağlı bir anlayış ile hareket etmesi Anayasal görevdir.


FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum